Sonbaharın gelişiyle birlikte kısalan günler ve erken kararan hava, biyolojik saatimizi doğrudan etkileyerek yorgunluk, isteksizlik ve konsantrasyon kaybına yol açabiliyor. Azalan doğal gün ışığının melatonin dengesini ve günlük sosyal aktiviteleri değiştirmesi, mevsim geçişlerinde hissedilen halsizlik ve uyku halinin temel nedenleri arasında öne çıkıyor.
Göz retinası üzerinden beyne iletilen güneş ışığı, vücudun 24 saatlik doğal ritmini kontrol altında tutuyor. Sabah saatlerinde yeterince doğal ışık alamamak ve gün boyu kapalı mekanlarda bulunmak, uyanıklık ve dinlenme dengesinin bozulmasına zemin hazırlıyor.
Karanlığın çökmesiyle birlikte salgısı artan melatonin hormonu, uyku düzeninin şekillenmesinde kritik bir rol üstleniyor. Işığın azalmasıyla tetiklenen bu hormon artışı yorgunluk ve sürekli uyuma ihtiyacını beraberinde getirse de mevsimsel değişimlerin çok daha kapsamlı biyolojik süreçleri içerdiği belirtiliyor.
Erken kararan hava koşulları bireylerin fiziksel hareketliliğini ve sosyal yaşam alışkanlıklarını da kısıtlıyor. Dışarıda yapılan yürüyüş, spor ve aktivitelerin azalması, hareket seviyesi ile sosyal etkileşimin düşmesine bağlı olarak genel ruh halini olumsuz etkileyebiliyor.
Mevsim geçişlerindeki dönemsel enerji düşüklüğü her zaman mevsimsel depresyon anlamına gelmiyor. Belirli dönemlerde nükseden Mevsimsel Duygusal Bozukluk (SAD), şikâyetlerin uzun sürmesi ve günlük yaşam akışını belirgin biçimde aksatması halinde sıradan mevsimsel yorgunluktan ayrı bir tablo olarak değerlendiriliyor.

